Scroll to top

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN NİTELİKLERİ IŞIĞINDA ÇEVRE HAKKI

GİRİŞ

ÇEVRE:

   Çevre kavramı hakkında ortak bir tanım bulmak oldukça güçtür. Çevre sorunlarını ortaya çıkmadan önce bu kavram sözlükte ve günlük kullanımda bir şeyin etrafındaki diğeri şeyleri, ortam ve koşulları göstermek üzere çevreleyenler/etrafındakiler diyerek genel bir anlamda kullanılıyordu. Ortam kavramı ise fiziksel unsurların yanında sosyal ekonomik ve siyasal koşulları da içeren bir anlamı da vardır.[1] Ortam ise kök anlamı olarak belli bir yer, durulan oturulan yer geniş anlamıyla da alan anlamına gelmektedir.[2]

Çevre problemleriyle birlikte çevre kavramı kendine ait bir anlama nihayet kavuşmuştur. Kendine ait bir anlama kavuşmasının sebebi de artık ekosistem gerçeğinin dikkate alınması neticesinde çevre daha geniş bir anlama kavuşmuştur.[3] Çevre, tüm yaşam küresinde insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak doğal etkileşim içinde bulundukları tüm alandır. Bir diğer anlamıyla da çevre; insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları fiziksel, kimyasal, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel bir ortamdır.

ÇEVRE HAKKI:

Çevre hukuku hakkında uygulamaların yaygınlaşmasıyla birlikte çevre hakkının bir insan hakkı olup olmadığı konusunda hukuk felsefesi alanında tartışılmaya başlanmış çevresel değerlere hukuki korumaların sağlanmasıyla birlikte çevre hakkının üçüncü kuşak insan hakları çerçevesinde değerlendirilmesi gündeme gelmiştir.Üçüncü kuşak insan hakları 2.dünya savaşından sonra ilk kez Karel Varsak tarafından ortaya çıkarılmış olup insan hakkı haline gelmiştir.Okyanus dipleri,ay,uzay, Antartika’dan elde edilecek gelirlerin  paylaştırılması dahi bir insan hakkı olduğu ileri sürülmüştür. İnsani değerler golabal boyutta açıklanmaya çalışılmaktadır.[4]Nihayet UNESCO’nun da çevre hakkını bir insan hakkı kabul etmesinin akabinde üçüncü kuşak insan hakları listesine eklenmiştir. Çevre hakkı; barış ,kalkınma ve insanlığın ortak mirasından yararlanma haklarıyla ile birlikte gözetilmektedir.[5]

İnsan haklarının gelişimi iki bin yıldan daha uzun bir geçmişe sahip olmakla birlikte hak ve özgülüklerin  modern anlaşılışı ve bunların hukuk metinlerinde ifade edilişi iki yüz yılın biraz üzerinde bir döneme uzanırken. Çevre Hakkının yazılı metinlere geçişi yarım yüzyılı geçmemiştir. Henüz genç bir hukuk dalıdır. İnsanoğlunun varolma hakkı tehdit aldında olduğu sürece çevre hakkının 21.yüzyılın en temel haklarından biri olacağı tartışılmazdır.

Şuanki nüfus popülasyonu dünyanın kaynaklarının hali hazırdaki insanları beslemeye dahi yetmezken artan nüfusa karşı kaynakların azalmasıyla birlikte çevre hakkının gündemden düşmeyeceği aşikardır. Ciddi çevre sorunlarıyla karşı karşıyayız. Toprağa, suya ve atmosfere yayılan tehlikeli gazlar , kaynakların kontrolsüz ve aşırı tüketimi daha önce verilen zararlarla birlikte ekosistem büyük bir tehlike altında. İnsanoğlunun yaşamını sürdürmesi ve devamlılığını sağlaması büyük ölçüde çevre hakkının geliştirilmesi ve güvence altına alınmasından geçiyor.[6]

Bu çalışma kapsamında Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri ışığında çevre hakkı inceleme konusu yapılmıştır.

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN NİTELİKLERİ

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ‘’Başlangıç’’ kısmıyla birlikte T.C Anayasası’nda Birinci Kısım Genel Esaslar yazan bölümle birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin dayandığı temel anlayışı gösteren bir takım ilkeler getirmiştir.[7] Bu başlangıç kısmı aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerinin sayıldığı 2.maddesinin içinde de yer almıştır.[8]

Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetim şeklinin cumhuriyet olduğu T.C Anayasası’nın 1.maddesinde belirtilmiştir. T.C Anayasa’nın 2. Maddesinde de ‘’Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir.’’  düzenlemesiyle nitelikleri sayılmıştır. ‘’İkinci Maddedeki Cumhuriyetin nitelikleri,Anayasanın 1.ve 3.maddeleri ile birlikte,Anayasanın değiştirilemeyecek ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyeceği kurallarını oluşturur’’[9]. Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri anayasamızda yazılıdır. Bu bağlamdaTürkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini  madde madde saymamız gerekirse;

  • Cumhuriyetçilik İlkesi
  • Laik Devlet İlkesi
  • Atatürk Milliyetçiliğine Bağlı Devlet İlkesi
  • Demokratik Devlet İlkesi
  • Hukuk Devleti İlkesi
  • İnsan Haklarına Saygılı Devlet İlkesi
  • Sosyal Devlet İlkesi
  • Eşitlik İlkesi
  • T.C Anayasası Başlangıç Hükümleri
  • Ulusal Egemenlik İlkesi

Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerini saydıktan sonra ödev konusu olan çevre hakkını öncelikle İnsan Haklarına Saygılı Devlet İlkesi ve Sosyal Devlet İlkesi ışığında ve diğer ilkeler ışığında detaylı olarak inceleyeceğiz.

TÜRK ANAYASA HUKUKUNDA ÇEVRE HAKKI:

Türk anayasa hukukunda çevre hakkı dolaylı olarak 1961 Anayasası’nda ve ilk defada doğrudan 1982 Anayasası’nda yer almıştır.

1961 Anayasası’nda Çevre Hakkı:

1961 Anayasası’nda Çevre Hakkıyla ilgili  bir düzenlemeye direkt   yer verilmemiştir ancak ‘’Devlet, herkesin beden ve ruh sağlığı içinde yaşayabilmesini ve tıbbi bakım görmesini sağlamakla ödevlidir.”  hükmüyle sağlık hakkını içeren bu madde çevre hakkının da gözetilmesini sağlayacak şekilde dolaylı olarak kullanılmıştır.

1982 T.C Anayasası’nda Çevre hakkı:

Türkiye de çevre hakkına ilişkin düzenlenmeye ilk kez 1982 T.C Anayasasının 56.maddesinde ‘’Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin korunması’’ başlığı altında yer verilmiştir.

Anayasa’nın 56. maddesi: Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” hükmünü içermektedir. ’’herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir’’ denilerek bir insan hakkı olan çevre hakkını herkes için öngörmüştür.Bunun sağlanabilmesi için çevre ile ilgili alınacak kararlara halkın katılımının sağlanabilmesi  ve bilgi alma hakkı bu bağlamda ‘’Çevresel Etiki Değerlendirme(ÇED)’’ raporlarının hukuki etkisinin güçlendirilmesi de çevre hakkı ile ilgilidir.[10]

Anayasamızın devam eden maddesinde  konut hakkı başlıklı ‘’Madde 57 – Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler.’’  konut ihtiyacının karşılanmasına yönelik bu maddede çevre hakkının gözetilmesine atıfta bulunulmuştur.

 ‘’Tarih, kültür ve tabiat varlıklarının korunması Madde 63 – Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır.’’ Bu maddenin lafzında gene çevre hakkının gözetildiği çevrenin korunması yönünde devlete pozitif yükümlülük yüklediği açıktır.

‘’Kıyılardan yararlanma’’ konusu ise diğer haklarla birlikte çevre hakkınıda barındırmaktadır.

‘’Madde 43 – Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.

Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir.

Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkan ve şartları kanunla düzenlenir.’’

Görüldüğü üzere Anayasamızda çevre ile ilgili doğrudan hükümlere yer verilmekle birlikte dolaylı olarak da çevre hakkına yer veren hükümler mevcuttur. Bu çevrenin korunması ve çevre hakkıyla ilgili düzenlemelerin birbirinden kopuk ve ayrı ayrı maddelerde yer verilmesi anasayal düzeyde çevre hakkının birlik ve bütünlük içinde algılanmasına engel durumdadır. Bu durumun ortadan kaldırılması için çevre ile ilgili hükümlerin III.Kuşak haklar bölümünde bir çatı altında toplanırsa,çevre hakkının ve bu değerlerin daha etkili korunmasını sağlar. Anayasal düzeyde de birlik sağlanmış olur.[11]

Anayasamızda ilk kez 1982 yılında geçen‘’çevrenin korunmasına’’ ilişkin bu hükümle birlikte anayasal düzeyde ilk defa yerini almıştır.[12]‘’Anayasal kurum olarak da “çevre koruma” kavramı gelişmeye başlamıştır’’.[13] Çevrenin korunmasıyla birlikte bu çevreye ait tarih kültür ve tabiat varlıklarının korunmasıda devletin görevlerinden biridir. İnsanlığın ortak mirası olan bu değerler sırf başkalarının mülkiyet hakkı iddiasıyla diğer insanların kültürel amaçla yararlanmasına engel olamaz.[14] Ülkemiz düşünüldüğünde birçok medeniyetin, uygarlığın başkentliğini yapmış bu coğrafya  birçok tarihi ve kültürel esere sahip olduğu için devlete ve insanımıza bunu korumak ve kollamak düşmektedir.

Çevre hakkı çevre kirliliğinin önlenmesi ve çevrenin korunmasını sağlamak için  aktif statü hakları içerisinde yer alırken de devlete de çevreyi kirletmeme gibi negatif statü hakkında kaçınma yükümlülüğü yüklemektedir. Hava,su ve toprak kalitesinin korunması amaçlanmaktadır.[15]

Anayasamıza getirilen bu hükümle birlikte devletin temel organlarına çevre hakkı konusunda düzenlemeler yapma, çevrenin korunması için gerekli tedbirleri alma, mevzuatta eksikliklerin tamamlanması ve kanun bağlamında yasama organına çevreyle ilgili yeni kanunlar çıkarmaya zorlayacaktır. Yargı organlarına da çevreyle ilgili davalarda ışık tutacaktır. [16] Çevre korumasını düzenleyen hükümler Çevre Kanunu[17]’nda yer almış, kanun hükmünde kararnameler ve yönetmeliklerle de mevzuattaki eksiklerler giderilmeye çalışılmıştır.

Çevre kanununa göre  çevrenin korunmasına, iyileştirilmesine ve kirliliğinin önlenmesine ilişkin genel ilkeler mevcut olup bunlar Ç.K Madde 3 de sayılmıştır. ; ‘’herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevlidir’’,  

‘’Kirlenme ve bozulmanın önlenmesi, sınırlandırılması, giderilmesi ve çevrenin iyileştirilmesi için yapılan harcamalar kirleten veya bozulmaya neden olan tarafından karşılanır.’’ (KİRLETEN ÖDER PPRENSİBİ),

‘’Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır.(HALKIN KATILIM TOPLANTILARI),

‘’Her türlü faaliyet sırasında doğal kaynakların ve enerjinin verimli bir şekilde kullanılması amacıyla atık oluşumunu kaynağında azaltan ve atıkların geri kazanılmasını sağlayan çevre ile uyumlu teknolojilerin kullanılması esastır.’’

‘’Arazi ve kaynak kullanım kararlarını veren ve proje değerlendirmesi yapan yetkili kuruluşlar, karar alma süreçlerinde sürdürülebilir kalkınma ilkesini gözetirler ve Yapılacak ekonomik faaliyetlerin faydası ile doğal kaynaklar üzerindeki etkisi sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde uzun dönemli olarak değerlendirilir. Çevre kanunu 3.maddesinde Çevre Hukukuna egemen olan ilkeler sayılmıştır. Bu egemen olan ilkeler arasında sürdürülebilir kalkınma ilkesinin üzerinde durmakta fayda var ‘’çevre’’ bağlamında çıkan uyuşmazlıklarda en çok iki değer karşı karşıya gelmektedir sürdürülebilir kalkınma  ve çevre hakkındaki değerler. Sürdürülebilir kalkınma gerçek anlamda ilk tanımını 1987 yılında Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu’nca hazırlanan Brundtland Raporu’nda “Bugünün gereksinimlerini, gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden karşılayan kalkınma” olarak tanımlanmıştır.[18] Sürdürülebilir kalkınma gözetilirken yapılacak yatırımlarda gelecekte bu kaynakların tükenmesinin önüne geçilmesi ve gelecekte yaşayacak insanların gereksinimleri göz ardı edilmemelidir. Çevrenin korunması değeriyle sürdürülebilir ilkesi karşı karşıya geldiğinde de ‘’üstün kamu yararı ilkesi’’ [19]gözetilmelidir.

İnsan hayatını sağlıklı ve bozulmamış çevrede sürdürmesi esas olup insan hayatının sürdürülebilir olması için çevrenin doğanın korunması gerekmektedir belirli bir dengede varlığını sürdüren çevrede yatırım yapılması adıyla ekonomik gelir elde edileceği maksadıyla çevrenin yabancı zehirlerle bozulmasına yol açmak, çevre kirliliğini oluşmasına sebep olacaktır. İnsan yaşamı için çevrenin korunması vazgeçilmezdir.[20]

Sağlıklı ve dengeli çevrede yaşamak insan haklarına saygılı devlet ilkesi ışığında en temel yaşam hakkıdır. Devletin bu hakkı koruması gözetmesi gerekmektedir. Devlet insan sağlığını korumak için her türlü tedbiri almak düzenlemeyi yapmak zorundadır. Bir insan hakkı olan çevre hakkı için T.C Danıştay çok isabetli bir karar vererek ülke gündemini uzun yıllar işgal eden yabancı bir şirketin ülke topraklarında siyanürle altın aramasına karşı buna karşı açılan kamuoyunda da ‘’Bergama Davası’’ olarak geçen yargılamada  verdiği kararda ‘’Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğu kurala bağlanmış, 2872 sayılı Çevre Kanununun 1. maddesinde de bu kanunun amacının bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, iyileştirilmesi; kırsal ve kentsel alanda arazinin ve doğal kaynakların en uygun şekilde kullanılması ve korunması; su, toprak ve hava kirliliğinin önlenmesi; ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal tarihsel zenginliklerinin korunarak, bu günkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemeleri ve alınacak önlemleri ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak belirli ve hukuki teknik esaslara göre düzenlemek olduğu belirtilmiştir.

Dava konusu olayda altın işletmeciliğinde kullanılacak temel maddenin zehirleyici özelliklere sahip siyanür olması konuyu önemli kılmaktadır. 2709 sayılı T.C Anayasasının 17. maddesinde; Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. 56. maddesinde: Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak, insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi arttırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlıklı kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler… kuralları yer almıştır.

İşletmecinin iyi niyeti, önlemlerin titizce denetlenmesi gibi kavramlara bağlı kalınarak faaliyet sonucunda elde edilecek ekonomik değerin, doğada ve doğrudan veya dolaylı olarak insan yaşamı üzerindeki risk faktörünün gerçekleşmesi halinde meydana getireceği tahribatın karşılaştırılması halinde kamu yararının öncelikle insan yaşamı lehine değerlendirilmesi doğaldır. Siyanür liçi yöntemi ile altın madeni işletilmesinde işletmeciyle ve yapılacak olan denetime duyulan güvene bağlı olarak risk olasılığının azalacağından söz etmek mümkün değildir.’’[21]  diyerek siyanürle altın madenciliği arama çalışmasının çevre ve insan yaşamı için olumsuz etkiler yaratacağı insan yaşamı için risk ve tehdit unsuru oluşturacağına karar verip kamu yararına uygunluk görmemiştir. T.C Danıştay bu kararında bir yaşam hakkı olan çevre hakkına Türkiye Cumhuriyeti’nin niteliklerinden olan insan haklarına saygılı devlet ilkesi ve sosyal devlet ilkesi çerçevesinde atıfta bulunmuştur . Bu bağlamda çevre hakkının bir insan hakkı olduğu ve korunması gerektiği devletinde sosyal devlet olarak bu konuda gerekli önlemleri alması gerektiğine karar vermiştir

Uluslararası Anlamda Çevre Hakkının Tanınması:

            Uluslararası anlamda çevre insan hakkını ilk kez tanıyarak özgürlükler hukukuna yeni bir ortak değer katan Haziran 1972 BM Çevre Konferansı sonucu yayınlanan Stockholm Bildirgesi’ne göre  Çevre Hakkı  “İnsan, onurlu ve iyi bir yaşam sürmeye olanak veren nitelikli bir çevrede, özgürlük, eşitlik ve yeterli yaşam koşulları temel hakkına sahiptirler…” şeklinde tanımlanmıştır. Stockholm bildirgesiyle bir çok ülkenin de taraf olmasıyla çevre hakkının temelinin atıldığı söylenebilir.

            28 Ekim 1982 tarihli Dünya Doğa Şartı ise, çevre hakkının uygulamaya geçirilmesi konusunda devletlere ve bireylere somut yükümlülükler yükler. Haziran 1992 Rio Dünya Zirvesinde, ‘’Dünya Çevre Sözleşmesi’’ imzalanamamış ise de, bir çok bildirge ve sözleşme kabul edilmiştir. En genel nitelikli metin, ‘’Çevre ve Gelişme Üzerine Rio Bildirgesidir’’. Rio bildirgesi, çevre ve gelişme alanında dünyaya takip edilecek yol anlamında 27 emredici ilke iletiyor.’’Ormanlar Üzerine Bildirge’’ devletlerin egemenliğini, ‘’İklim Değişiklikleri Çerçeve Sözleşmesi’’, atmosferde sera etkisi olan gaz konsantrasyoları stabilize etme  hedefini, ‘’Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’’, bitki ve hayvan türlerinin çeşitlilik sözleşmesi’’, bitki ve hayvan türlerinin çeşitlilik öğelerinin sürekli kullanımı ve genetik kaynakların işletilmesini düzenler.’’Ajanda 21’’ e gelince 600 sayfalık hacimli doküman, Rio Bildirgesi ve İki sözleşmede yer alan hedeflere ulaşılması için yayınlanan somut eylemler programıdır.[22]

Uluslarası düzeyde ise bazı konulara ait insan hakları sözleşmelerinin bir kısmında çevreye ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde temiz içme suyunun sağlanabilmesi için çevre kirliliği risklerinin dikkate alınarak temiz içme suyu sağlanması ve bu konuda önlemler alınmasına dikkat çekilmiştir. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Sözleşmesinde de devletlerin ‘’kadınların özellikle su konusunda elverişli yaşam koşullarından yararlanma’’ hakkından bahsedilmiştir. Birleşmiş Milletler’e dahil çeşitli kuruluşlarca düzenlenen konferans metinleri ile yine aynı düzeyde görev yapan komisyon, komite gibi organlarca verilen kararlarda da çok sayıda çevre hakkı ile ilgili hükümler mevcuttur.[23]

Hayvan haklarına ilişkin özel düzenlemelerde çevrenin korunması ve çevre hakkı kapsamının için de değerlendirilebilir. Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde 1978 de ilan edilen bu metinde vurgulanan husus bütün hayvanların yaşam önünde eşit doğduğu ve aynı varolma hakkına sahip olduğu, bir hayvan türü olan insanın öbür hayvanlara zarar veremeyeceği, onları yok edemeyeceğidir. Avrupa düzeyindeki sözleşmelerde ise yabani ve doğal ortamların korunması, evcil hayvanların bakımı ve korunması ve evrensel düzeyde en önemli ‘’ Nesli Tehlike Altındaki Türlerin Ticaretine İlişkin’’ sözleşmedir.[24]

AİHM’in Çevre Hakkına Bakışı:

AİHM kendisine  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin değişik maddeleri kapsamında yapılan aslında çevre hakkı kapsamında, çevrenin korunması olarak nitelendirebileceğimiz başvuruları yaşam, özel yaşam ve aile yaşamına saygı, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlali kapsamında değerlendirmiştir.[25] AİHM bu hakların ihlallerini geniş yorumlayarak çevrenin korunması yönünde yorumlamıştır. Çevrenin bozulmasına dayanak birçok başvuruda A.İ.H.S’nin özel ve aile yaşamına saygı hakkına 8.maddenin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır.Bu yüzden bu madde ‘’Çevre Hakkı’’ maddesi olarak anılmaya başlanmıştır.[26]

AİHM zehirli sızıntılarla ilgili Cordella ve Diğerleri/İtalya davasında[27]İtalya Toronto’da bulunan büyük bir çelik fabrikası kompleksinden yayılan zehirli sızıntılara ilişkin tedbir alınmamasının,  çevre kirliliğinin devam ettiğinin bu  riskli bölgelerde yaşayan başvurucuların hayatını tehlikeye attığını bu bağlamda özel yaşama saygı hakkını (AİHS madde 8 ve 13) ihlal ettiğine karar vermiştir.

1970lerden beri gündemde olan çabalara karşın, günümüzde İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ,Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ve Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme ile Avrupa Düzeyindeki klasik haklara ilişkin sözleşmelere henüz çevreye özgü direkt bir hüküm ne yazık ki eklenememiştir.[28]

Kutsal Dinlerde Çevre Hakkında Tavsiyeler:

      Çevrenin korunması sadece bugünün bu yüzyılın meselesi olmamıştır. Çevrenin korunmasıyla ilgili sadece günümüzdeki metinlere yer verilmemiştir. Kutsal dinlerde de çevre hakkından, çevrenin korunmasından öğütlere tavsiyelere yer verilmiştir. Bunlar Halife Ebu Bekir es Sıddık’ın Arap ordularının komutanı Üsame Ibn Zeyd’e verdiği tavsiyeler İbn Jarir al-Tabari tarafından şöyle nakledilmektedir:  “Unutma ki Allah’ın gözü her zaman üstündedir, insan gibi davran, kaçma, ve kadınların, çocukların ve yaşlıların kanıyla zaferinin lekelemesine izin verme. Palmiyeleri yok etme, evleri ve buğday tarlalarını yakma, asla meyve ağaçlarını kesme ve hayvanları sadece yemek için öldür. Bir anlaşma imzaladığında, hükümlerine sadık kaldığına emin ol. İlerledikçe, manastırlarda yaşayan ve Allah’a dua yoluyla hizmet eden iman sahibi insanlarla karşılaşacaksın; onları rahat bırak, öldürme ve manastırlarını yıkma”.[29] 

Türk Devletlerinde Çevre Hakkı ve Önemi:


            Türklerde ve Osmanlı İmparatorluğu’nda Çevrenin önemi, korunması ve Çevreyle ilgili ilk düzenlemeler olan Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman’ın çevre nizamnameleri ;

Türklerde  çevre anlayışı yaşanabilir temiz bir çevrede yaşamaya bağlıydı. Türklerin Atlı, göçebe ve konar-göçer hayat yaşayışları vardı. Hayatta kalmak için Savaş ve akınlar yapmak zorundaydılar. Yaptıkları savaşlar ve akınlar sonucunda vatan, millet, toprak bilinci gelişti. Gittikleri yerlerde yeşil,orman,sulak yerler tercih ettiler.

Selçuklu Devleti’nde ise fethettikleri yerlerde yaptıkları vakıflar vasıtasıyla camiler, medreseler, kütüphaneler, hastaneler, imaretler, çarşılar, han, hamam, kervansaraylar, köprüler, kaleler, kaldırımlar, yollar, su kanalları, çeşmeler, mesire yerleri gibi nice mimari ve tarihi değeri yüksek kıymetli eserler yaparak, çevrenin korunmasını sağlamaya çalıştılar.

Osmanlı İmparatorluğu’nda Çevre Hakkı ve Çevre Nizamnameleri:

Osmanlılarda ise, halkın yaşanabilir bir çevrede hayatlarını sürdürülmesi için, belirli bir sistem ve yasal düzenlemeler oluşturmuş, emirlerle, uyarı ve cezalarla disiplin içinde yerine getirmişlerdir. Şehir, kasaba ve köylerde şehrin emniyeti ve asayişini temin eden görevlilerin yanında, çevrenin temizliğini de kontrolünü de sağlayan görevliler de vardı. Bunlara Subaşılar, Çöpçübaşılar deniliyordu. Bu kişiler çevrenin temizliğinden ve düzeninden sorumluydular. Osman Beyin ilk tayin ettiği 2 görevliden biri subaşı idi. Yerleşim yerlerinin emniyeti, asayişi ve de çevrenin temizliğinden sorumlu idi. . [30] Çevre konusunda bir okadar önem verilmesinin sebebide o dönemler çok yaygın olan veba ve benzeri bulaşıcı hastalıklara karşı halkın korunmasıdır.

Osmanlıda çevrenin, havanın, limanların, mahallelerin, cadde ve sokakların temizliğine önem veren birçok emir ve nizamnameler vardır;

Fatih Sultan Mehmet Han Çevre Nizamnamesinde şöyle demektedir:

“Ben ki İstanbul fatihi Abd-i (kul) aciz Fatih Sultan Mehmet; bizatihi alın terimle kazanmış olduğum akçelerimle satın aldığım İstanbul’un Taşlık mevkiinde kain ve malumu’l hudut olan 136 bap dükkanımı aşağıdaki şartlar muvacehesinde vakfı sahih eyledim. Şöyle ki: bu gayrımenkulatımdan elde olunacak nema’larla İstanbul’un her sokağına ikişer kişi tayin eyledim. Bunlar ki ellerinde bir kap içerisinde kireç tozu ve kömür külü olduğu halde günün belirli saatlerinde bu sokakları gezeler. Bu sokaklara tükürenlerin tükürükleri üzerine bu tozu dökeler ki yevmiye 20 şer akçe alsınlar…”[31]

Yine padişah Kanuni Sultan Süleyman, 1539 yılında Edirne’nin mahalleleri, sokakları ve çarşılarının temizlenmesi için Edirne Çöpçüsubaşısına verilmek üzere yayınladığı çevre nizamnamesinde:

’1. Bundan böyle hiçbir kimse evinin çevresini ve dükkanlarını pis tutmayıp, herhangi bir pis madde görürlerse temizlesinler.

2. Subaşı Ömer çarşı ve mahallelerde dökülen pislikler kimin evine ve avlusuna yakın ise onun döktüğüne kanaat getirilerek temizlettirilsin…

3. Kervansarayların pislikleri kervansaraycı tarafından boş bir yere döktürülsün.

4. Hamamların pis suları belirli bir yerden akmalıdır. Kim buna riayat etmez ise ona temizlettirilsin.

5.… 6- Çamaşır yıkayanların pis suları, kan alıcıların kanlarını umumi yollara dökmelerini engelleyerek boş yerlere dökülmesini sağlasın.

7.…8. Açık kabirleri ördürsün, at, köpek ve kedi gibi hayvanların leşlerini kabirlerin arasında bırakılmasına müsaade etmesin.

9.… 10. Evlerde çamaşır yıkadıkları sabunlu suyu yolun üzerine dökmesinler. Dökenler hakkında gereken muamele yapılsın.

11. Çevreyi her türlü pislik ve taşlardan temizlettirsin. At ölüsü vs davar leşlerini halkın rahatsız olacağı yerlere koydurtmasın. Her kim bu hususlara riayet etmeyip inatlaşırsa, ortalığa bıraktığı leşin kafası boynuna takılarak halka teşhir edilsin.

12. Hiç kimse inatlaşıp yasaklarına karşı çıkmasınlar. Buna cüret edenler yüce katıma bildirilsin. Kadı ve şehir subaşısı halka yardımcı olmayı ihmal etmesinler. Safer sene 946 (Haziran-Temmuz 1539) ‘’ [32]

1559 yılında Ağriboz Sancak Beyine yazılan bir hükümde: “Ağriboz limanına gelen gemilerin safra dökmelerinin engellenmesi” istenmiş, 1567 de Haslar Kadısına yazılan hükümde “40 çeşme suyu ve diğer suların geçtiği güzergahlara bağ, bahçe yapılması, ev inşa edilmesi” yasaklandığı, 1593 tarihli emirde “Çirkapların (sıvı atıkların) evlerden gelişi güzel dışarı akıtılmaması ve herkesin geçtiği yola bırakılmaması” istenilmiştir. [33]

Osmanlı devlet yetkilileri ve hayır sahipleri kurdukları vakıflar sayesinde de, yerleşim yerlerinin gelişmesi, çevrenin korunması, güzelleştirilmesi ve temizlenmesi sağlanmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde de çevrenin korunması hakkında düzenlemeler olduğu bunlarla ilgili çevre cezalarının olduğu bilinmektedir. Bunlarla ilgili olarak Osmanlı yöneticilerinin üzerinde durdukları önemli konulardan biri de yapıların bir düzen dâhilinde inşasıdır. Bütün Osmanlı dönemlerinde¸ özellikle İstanbul ile ilgili çok ciddi düzenlemelerin yapıldığı görülür. 1559 tarihli bir divan kararı¸ sur diplerine ev yapılmasını yasaklıyordu. Kararda yapılacak ev ve dükkânların hangi ölçüler içerisinde yapılması gerektiği de açıklanıyordu. Şehirde yapılacak binaların mutlak surette bir plan dâhilinde yapılması daima gözetilmiştir. 1744 tarihli bir kararda¸ Balat’ta inşa olunacak binanın belirlenen ölçüler içerisinde yapılmasına ruhsat verildiği¸ bu ölçülere uymadığı takdirde yıkılacağı belirtilmekteydi. Şehre gelen içme suyu konusu da suyun temizliği ve korunması Osmanlı idarecilerinin üzerinde ciddiyetle durdukları konulardan biriydi. Suyun şehre geldiği yol güzergâhına yerleşim yapılmaması temel bir prensip gibi gözükmektedir. 1567 tarihinde Haslar kadısına yazılan hükümde Kırkçeşme suyu ve diğer suların geçtiği güzergâhlara bağ¸ bahçe yapılması¸ ev inşa edilmesi kesinlikle yasaklanıyordu. .[34]

Duvar yazılarını silen vakıf, Fatih Sultan Mehmet Vakfı vakıfnamesinde “Aklı başında dirayetli birisi vakfın mahi’n nukuşu (resim-yazı silen görevli) olup her an cami, medrese, kışla, çeşme, han, hamam ve bahçe gibi yerlerin hangisi olursa olsun duvarlarının temiz kalmasına dikkat edecek, yazı yazan, çizen veya pisleyen kendini bilmezlerin pisliklerini temizleyecektir. İstanbul. M 1470 ‘’ [35]

Çevreyi Güzelleştiren Vakıf-Nebioğlu Cafer Çelebi Efendi Vakfı- İstanbul M.1569, Boğazda temiz hava aldıran vakıf – Ramazanoğlu Hacı Nurettin Ağa Vakfı. İstanbul. M.1730, Çevre ve Ormanı Koruyan Vakıf – İsmail Zühtü Paşa Vakfı. İstanbul. M.1885, Şehir estetiğini koruyan vakıf – Mehmet Hayri Paşa Vakfı. İstanbul M.1903[36]

Fatih Sultan Mehmet gene bir fermanında “Ağaçlarımdan izinsiz bir dal kesenin başını keserim” diyerek çevreye olan hassasiyetini belirtmiştir.Gerek Cumhuriyet öncesi Osmanlı İmparatorluğunda gerek diğer Türk Devletlerinde çevre hassasiyeti her zaman gözetilmiş. Çevrenin korunması hakkında birçok düzenlemeler ve fermanlar yapılıp yayınlanmıştır. Her ne kadar yeni kuşak haklardan olarak sayılsada çevre hakkında düzenlemeler yüzlerce yıldır yapıla gelmektedir.

SONUÇ

Anayasal bir hak olan çevre hakkının ele alındığı bu  çalışmada öncelikle Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri ışığında çevre hakkını inceledikten sonra AİHS ışığında AİHM in çevre hakkınına bakışı , uluslararası anlamda çevre hakkının doğuşu ilerleyişi ve tarihte gerek Türk devletlerinde gerek Osmanlı’da Çevre hakkının nasıl ele alındığı incelenmiştir.

3.kuşak bir insan hakkı olan çevre hakkı AİHS  ve Anayasamız kapsamında koruma altına alınmıştır. Çevre hakkının temel konusu suyu,toprağı ve havayı yani gezegenimiz korumak ve bu haktan faydalananlar ise şuan yaşayan insanlarla gelecekte yaşayacak nesillerdir.

Çevreyle ilgili sorunlar gerek ülkemizde gerek global anlamda git gide büyümektedir. Dünyamız şuanki insan popülasyonunun gereksinimlerini karşılayamaz hale gelmiştir. Hal böyleyken bu kadar insanın ekonomik gereksinimlerini de karşılamak, istihdam alanı yaratabilmek, ekonomiye katkısı olacak yatırımlar yapmak kaçınılmazdır. Bu yatırımlar yapılırken çevre hakkının göz ardı edilmemesi ve insanın en temel yaşam hakkı olan çevre hakkından mahrum bırakılmaması gerekmektedir. Sürdürülebilir kalkınma ilkesinin gereği  olan‘’ gelecek kuşakların gereksinimlerini karşılama yeteneğinden ödün vermeden’’  yatırımlar yapılırken gelecek kuşaklarda düşünülmelidir. Onlara yaşanılabilir bir dünya bırakmak zorundayız.

KAYNAKÇA

.


[1] Nükhet Yılmaz Turgut,Çevre Politikası ve Hukuku,2012,Syf.1

[2] İsmet Zeki Eyüpoğlu,Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,2020,Syf.514

[3]Nükhet Yılmaz Turgut,Çevre Politikası ve Hukuku,2012,Syf.1

[4] D.Tezcab,M.R.Erdem,O.Sancakdar,R.M.Önok,İnsan Hakları El Kitabı, .Syf.66

[5] İ. Güneş GÜRSELER, İNSAN HAKLARI, ÇEVRE, ANAYASA, TBB Dergisi, Sayı 75, 2008, Syf. 199

[6] İ.Kaboğlu,Çevre Hakkı,1996,Syf.9

[7] Demir Fevzi, Anayasa Hukuku (Genel Hükümler ve Türk Anayasa Hukuku),10.Baskı,2017,syf.361

[8] Demir,,syf.362

[9] Demir,,syf.364

[10] D.Tezcan,M.R.Erdem,O.Sancakdar,R.M.Önok,İnsan Hakları El Kitabı, .Syf.722

[11] .Kaboğlu,Çevre Hakkı,1996,Syf.49

[12] Demir,Syf.465

[13] İ. Güneş GÜRSELER, İNSAN HAKLARI, ÇEVRE, ANAYASA, TBB Dergisi, Sayı 75, 2008, Syf.200

[14] Demir,Syf.465

[15]  D.Tezcan,M.R.Erdem,O.Sancakdar,R.M.Önok,İnsan Hakları El Kitabı, .Syf.723

[16] Nükhet Yılmaz Turgut,Çevre Politikası ve Hukuku,2012,Syf.75

[17] Kanun Numarası : 2872 Kabul Tarihi : 9/8/1983, Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 11/8/1983

[18] Ortak Geleceğimiz (Brundtland) Raporu (1987)

[19] Danıştay,6.D., T.19.12.2018,E.2016/12022,K.2018/10424,Sinerji A.Ş

[20] Tetkik Hakimi Selçuk Topal’ın Düşüncesi, T.C DANIŞTAY 6. Daire Esas: 1996 / 5477 Karar: 1997 / 2312 Karar Tarihi: 13.05.1997,Sinerji Hukuk Yazılımları A.Ş

[21] T.C DANIŞTAY 6. Daire Esas: 1996 / 5477 Karar: 1997 / 2312 Karar Tarihi: 13.05.1997,Sinerji A.Ş

[22] İ.Kaboğlu,Çevre Hakkı,1996,Syf.18

[23] BMKG’nun ‘’Bireylerin refahı için sağlıklı bir çevrenin güvenceye alınması’’ başlıklı bir kararında ‘’bütün bireylerin ,sağlık ve refahları için,elverişli bir çevrede yaşamaya hakları olduğu’’ kabul edilmiştir.BK.A/RES/45/94,14 December 1990

[24] CITES

[25] Nükhet Yılmaz Turgut,Çevre Politikası ve Hukuku,2012,Syf.82

[26] LÓPEZ OSTRA v. SPAIN – 16798/90-http://hudoc.echr.coe.int/fre?i=001-57905

[27] Cordella ve diğerleriBaşvuru No: 54414/13 ve 54264/15,Başvuru Tarihi:29 Temmuz 2013-21 Ekim 2015,                                  Karar Tarihi24 Ocak 2019,https://www.echr.coe.int/

[28] Nükhet Yılmaz Turgut,Çevre Politikası ve Hukuku,2012,Syf.80

[29] Fatma Zohra Ksentini,Ksentini Raporu Syf.10

[30] https://www.turkocaklari.org.tr/yazar/necdet-bayraktaroglu/turklerde-cevrenin-onemi-ve-fatih-sultan-mehmet-ve-kanuni-sultan-suleyman-in-cevre-nizamnameleri-1115

[31] Ahmet Akgündüz-İslam ve Osmanlı Çevre hukuku-Osmanlı Arş. Vakfı Yay.-İst.2009-S.158.164.125.126 (Bayezıd Veliyüddin Efendi,nu.1970,v.127a-128 nişan-ı humayun)

[32] Ahmet Akgündüz-İslam ve Osmanlı Çevre hukuku-Osmanlı Arş. Vakfı Yay.-İst.2009-S.158.164.125.126 (Bayezıd Veliyüddin Efendi,nu.1970,v.127a-128 nişan-ı humayun)

[33] Ahmet Akgündüz-İslam ve Osmanlı Çevre hukuku-Osmanlı Arş. Vakfı Yay.-İst.2009-S.158.164.125.126 (Bayezıd Veliyüddin Efendi,nu.1970,v.127a-128 nişan-ı humayun)

[34] https://somuncubaba.net/dergi/117-sayi/osmanlida-cevre/

[35] Tarihte İlginç Vakıflar- Vakıflar Gn. Md. Yay.-İst.2002-S.18-53-94-102-112-36-43

[36] Tarihte İlginç Vakıflar- Vakıflar Gn. Md. Yay.-İst.2002-S.18-53-94-102-112-36-43

Post a Comment

You must be logged in to post a comment.